|
SÜLEYMANİYE CAMİİ |
 |
İlçede mevcut tarihi eserler içinde en büyük
yapıdır. Kale mahallesinde bulunan bu caminin kitabesi bulunamamıştır. Adını da
nereden aldığı bilinmemektedir. XVIII. yüzyılda büyük bir kısmının elden
geçirildiği anlaşıldığı caminin bu tarihten çok önce yapıldığı bilinmektedir.
Caminin mimari bir özelliği yoktur. Arazinin özelliğinden dolayı birkaç basamak
inilerek esas mekana varılır. Caminin kapısı aslını muhafaza etmiştir.
|
|
HAMİDİYE MEDRESESİ |

|
Medrese
mahallesinde bulunmaktadır. İnşa edildiği tarih kesin olarak bilinmemekle
birlikte kitabesindeki ifadeden Sultan II. Abdülhamit zamanında yapıldığı
tahmin edilmektedir. Hamidiye Medresesi'nin temellerinin Selçuklular dönemine
ait bir medreseye ait olduğu söylenmektedir. Başbakanlık arşivinde bulunan
1526 tarihli bir belgede “Süleyman Bey Medresesi” adıyla bir yapıdan
bahsedilmesi bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Harputlu Hacı Hayri tarafından
yazılan kitabe şu şekildedir;
“Şah-i Faruk-i Siyer Hazret-i Sultan Hamid,
Etti bu medreseyi talibi ilme tesis,
Yazdı cevherle de Hayri kulu tarih-i selis,
Merkezi Feyz-i Ebed ola bu darüttedris”
Hamidiye Medresesi uzun yıllar medrese olarak kullanıldıktan sonra,
medreselerin kaldırılmasıyla bir dönem adliye binası olarak kullanılmış,
bilahare özel şahıslara satılmıştır. Bina halen mesken olarak
kullanılmaktadır. |
|
YELMANİYE CAMİİ |

|
İlçemizin Medrese Mahallesi’nde bulunmaktadır. Devamlı onarım ve değişiklik
geçirdiği anlaşılan bu yapının çevresinde bazı ek yapıların izleri
bulunmaktadır. Güney kısmında uzanan temel kalıntıları caminin bir yapılar
topluluğu içinde yer aldığını göstermektedir. Arazinin olanakları içinde
batıya alınan taçkapısı, boyutları, zengin taş işçiliği ile dikkati
çekmektedir. Bu anıtsal taçkapıda
dikkati çeken noktalardan biri de kitabelerdir. Bu kitabelerden biri girişin
üzerinde iki satır halinde yazılmıştır. Kitabe şöyledir;
“Emere bi imaretü
medresetül mübareketül melik El Adil Taceddin Yelman Bin Keykubad Bin
Halidi Kürdi fi eyyami Timur Han min maverainnehir haledallahu devlete hüma”
806 Muharrem El Haram Fi Sene
Sitte ve Semane-Mie
Kitabeye dikkat edilirse bunun aslında bir medreseye ait olduğu hemen
anlaşılır. Bugün caminin çevresinde birçok temel kalıntıların varlığı burada
bir külliyenin bulunduğu ve kitabenin de külliyenin bir kısmı olan medreseye
ait olduğu anlaşılır. Zamanla cami kısmı harap olduğundan medrese kısmı
camiye dönüştürülüp cami olarak kullanılmaktadır.
Kitabede yer alan H. 806 tarihinden yapının Timur devrinde Çemişgezek Beyi Taceddin Yelman tarafından 1404 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
İlginç taç kapıdan içeri girilince arazinin özel durumu gereği birkaç
basamaktan sonra ana mekana çıkılmaktadır. Yapının dışı gibi içi de
değişeceğinden ilk durumu açıkça yansımaktadır. Ortada bir kubbe, dört yanda
buna bağlı tonozların şekillendirdiği bu taştan mihrap, batı cephesindeki
pencere süslerine benzer. Sanat tarihi açısından bakıldığında Yelmaniye Camii
Selçuklu devri üslubunun çözülüşü, Osmanlı Devri üslubunun şekillenmesi
arasında bir köprü geçiş niteliği taşımaktadır.
Caminin minaresi sonradan yapılmıştır. |
|
TAĞAR KÖPRÜSÜ |

|
Çemişgezek’in hemen yanında, Tağar Çayı
üzerinde ova köyleri ile bağlantıyı sağlayan bir köprüdür. Yakın zamana kadar
ulaşım bu köprüden sağlanırken hemen alt tarafına yeni bir köprünün
yapılmasıyla adeta emekliye ayrılmış ve dinlenmeye çekilmiştir. Köprü tek
gözlü olup bir Osmanlı eseridir. 1307 (1891-1892) tarihli Mamuretül Aziz
Salnamesi'nde bu köprü hakkında şu bilgileri vermektedir;
“Kasabanın pişgahında cereyan eden doğar nehri üzerinde iki adet kargir
köprü mevcut olup kemer formu sivridir. Kemer uzunluğu ise 16 m'dir. Su
seviyesinden kilit taşına kadar olan yükseklik 9.2 m'dir. Kesme taşlarla
yapılan köprü iki profillidir. Köprü başlarında dört tane kaba taş vardır ki
birinin üzerinde bir vazodan çıkan üç servi motifi vardır. Onun için halk
servili köprü de demektedir. Köprünün
kitabesinin okunan kısımları şöyledir;
Maşallah
……Kıldı şad ihya-ı Hamid –abad
Eyleye Ya Rab….cisr-i nevi cad
Banisine namzeyledi bir tarih
Cihan durdukça ma’murede hak bu cisr-i bünyadı Sene 1222
Miladi 1807 tarihinde Yusuf Ziya
Paşa tarafından yaptırılan köprü 1856 da Diyarbakır Valisi Akif Paşa
tarafından tamir ettirilmiştir. |
|
DERVİŞ HÜCRELERİ(iN DELİKLERİ) |

|
İbn-i
Bibi Çemişgezek’in 1226’da Anadolu Selçukluları tarafından fethini anlatırken İn
Deliklerini bir cümle ile şöyle tasvir eder; “Başı
semaya yükselmiş bir kaya içinde kudretin eliyle oyulmuş bir mağara gördük. ”İn
Delikleri"nin incelenmesinde bu mağaraların yapıldıkları dönemde bölgede yaşayan
insanların barınma ihtiyaçlarını karşıladığı kolaylıkla anlaşılır. Kayalara
oyulan ev ve odaların yanı sıra kayaların arasından sızan suların toplandığı
sarnıçlar ve daha yüksekteki odalara çıkmak için kayalardan merdivenler ve
galeriler yapıldığı görülmektedir. Ayrıca zirai hasılatın muhafaza edildiği
bölmelerde yapılmıştır. Çemişgezek kaya odalarının bugünkü sayısı yaklaşık 20
civarındadır. Yumuşak olan kayaların kopmasıyla bir kısmının yok olduğunu
düşünürsek oda sayısının geçmişte daha fazla olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Odaların duvarlarında murç ve çekiç izleri, taşçı taraklarının izleri açıkça
belli olmaktadır. Ancak duvarlarda herhangi bir yazıya ve freske
rastlanmamaktadır. Yıllarca süren ilgisizliğin yol açtığı yıkıma rağmen 250 m.
yüksekliğindeki sarp kayalara oyulmuş bu odaların
rasgele değil matematiksel ölçülere göre oyulduğu
rahatlıkla anlaşılır. Çünkü odalarda 2.5 m genişlik ve
1.7 m derinlik ölçüleri esas alınmıştır. Uzaktan bakıldığında tren
kompartımanlarını andıran İn Delikleri iki kısımdan
oluşmaktadır. Birinci kısma dışardan merdivenle
çıkılır. Odaları, havuzu ve bir de penceresi
bulunmaktadır. Bu havuzun içinde su mevcut olup
derinliği 1.37 cm'dir. Kayalardan sızıp
burada biriken bu su eksilmeden kalmaktadır. İkinci kısım çok dar olup ilk
olarak bir bekleme yerine rastlanır. Burası geçildikten sonra merdivenlerle uzun
bir koridora çıkılır. Koridorun sağında ışık için pencereler, bu pencerelerin
tam karşılarında da oda kapıları yer alır. Bu odaların bir kısmı düz tavanlı,
bir kısmı ise tonoz şeklindedir. Bu odaların en üstünde daha güç çıkılabilen
diğerlerine göre daha genişçe tek bir oda vardır ki bu oda “Bey Odası” olarak
adlandırılmaktadır.
Kesin
olarak tarihlendiremediğimiz ve ancak tasvirle yetinmek zorunda kaldığımız,
tabiat güzelliği ile tarihin kaynaştığı bu kaya odalarının restore edilerek
turizme kazandırılması gerekmektedir. |